Sahibini Kim Bilmez...
Önemli bir âlim olan Abdullah bin Mübarek, bir gün koyun otlatan bir çocuk görmüş. “Zavallı çocuk, küçük yaşta çobanlık yapıyor. Tüm gününü bu dağ başında, koyunlarla geçiriyor. Hiçbir şey bilmiyor, belki de Allah’ı bile tanımıyordur” diye düşünmüş. Acımış çocuğa. Yanına gitmiş ve onunla sohbet etmeye başlamış:
- Evladım, Allah’ı bilir misin?
- Kul sahibini nasıl bilmez?
- Allah'ı neyle biliyorsun?
- Bu koyunlarla.
- Koyunlarla mı? Nasıl?
- Bu birkaç koyun, çobansız hiçbir şey yapamaz. Onlara su ve ot verecek, onları kurttan ve diğer tehlikelerden koruyacak biri olmalı. Bundan anladım ki bu âlemdeki hiçbir şey yaratıcısız, koruyucusuz olamaz. İşte bu koyunlar sayesinde Allah’ı böylece bildim.
- Allah’ı nasıl bilirsin?
- Hiçbir şeye benzetmeden bilirim.
- Böyle olduğunu nasıl bildin?
- Yine bu koyunlardan.
- Nasıl yani?
- Ben çobanım. Koyunların koruyucusuyum. Onlar benim ne düşündüğümü, ne yapacağımı bilemezler. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler ve ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çobanın koyunlarına benzemediği gibi Allah’ın da kullarına benzemeyeceğini anladım.
- Peki, başka neler biliyorsun?
- Üç ilim bilirim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.
- Bunlar nelerdir?
- Gönül ilmi şudur: Allah bana kalp verdi. Kendisini tanımam ve sevmem için. Onun sevdiklerini sevip, sevmediklerinden de uzak durmam için. Dil ilmi şudur: Allah bana dil verdi. Onu hatırlayıp adını söylemem için. Beden ilmi şudur: Allah bana beden verdi. Ona hizmet etmem için.
- Maşallah evladım sana. Benim sana öğretecek bir şeyim yok. Senin bana bir nasihatin var mı?
- Ey efendi! Âlim olduğun belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızası için edindiysen insanlardan istemeyi kes! Yok, dünya için edindiysen Cennet arzu ve isteğini kalbinden çıkar.