Yeminin Bedeli...

Dervişin biri dağa çekilmiş, sadece ibadetle meşgul olurdu.
Yalnızlık, onun en yakın dostuydu. Allah tarafından ihsan
edilen mânevî nimetler içerisindeydi. Dağda çeşitli meyve ağaçları vardı. Meyvelerle besleniyordu. Bir gün kendi kendine söz vererek,
''Bu meyveleri dalından koparmayacağım. Rüzgârdan veya kendiliğinden düşen meyveleri yiyeceğim'' dedi.
İmtihan vakti gelinceye kadar, derviş sözüne sadık kaldı. Bir
ara rüzgâr, tam beş gün armut düşürmedi. Armutlar ağaca
çakılmıştı sanki. Dervişin açlıktan ateşi çıktı, sabrı kalmadı.Rüzgâr bir ağacın dalındaki meyveleri âdeta ağzına sokarcasınaeğiyordu. Derviş sabretti. Elini uzatmadı. Fakat gözünü daldanazlı nazlı sallanan armutlardan alamadı. Rüzgâr bir daha dalıeğdiğinde dayanamadı. Açlığın verdiği ıstırapla, armutları koparıp yedi. Kendi kendine vermiş olduğu sözden döndü. Biraz sonra bulunduğu yere, yirmi-otuz kadar hırsız geldi. Çaldıkları malları paylaşmaya başladılar. Eşyaları paylaşırken sultanın adamları baskın yapıp, suç üstü hırsızları yakaladı.
Dervişi de onlardan sanarak birlikte götürdüler. Orada
yakalanan hırsızların hepsinin sol ayakları ile sağ ellerini
kestiler. Dervişin de sağ elini kestiler. Sol ayağını
kesecekleri sırada derviş Allah'a iltica etti ve, ''Allahım, elim yeminime sadık olmadı. Meyve kopardığı için kesilmeyi hak etti. Ayağımın ne suçu var?'' dedi.
Bunun üzerine bir atlı hızla gelerek cellâta seslendi:
''Ey köpek! Yaptığın işe bak. Bu zat Allah'ın seçkin
kullarından filan zattır'' dedi. Cellât bir anda ne yapacağını
şaşırdı. Çok üzüldü. Yapılan yanlışlığı gidip komutana haber
verdi.Komutan, yalınayak koşarak geldi. Dervişin sağlam elineyapışarak, ''Allah şahidimdir ki, kim olduğunu bilmiyordum.
Yaptığım bu çirkin işten dolayı bizi affet. Hakkını helâl et''
dedi.Derviş komutana,''Ben günahımı da başıma gelen bu işin sebebini de biliyorum.
Sözümden döndüğüm için, Allah'ın adaleti elimi aldı. Onun
hükmüne elim, ayağım, içim, dışım, her şeyim feda olsun. Sen
üzülme. Bu benim kaderim. Senin bir suçun yok. Hakkımı sana
helâl ediyorum'' dedi.
O günden sonra dervişin adı, halk arasında ''eli kesilen şeyh'' olarak anılmaya başladı.
Kendisine otlardan, sazlardan bir kulübe yaptı. Başına gelene
sabrederek, orada rabbini zikretmeye devam etti. Sepet örerek geçimini sağladı.
Bir gün bir seveni habersizce ziyaretine geldiğinde, şeyhi iki
eliyle sepet örerken gördü. Şeyh kaşlarını çatarak, ''Neden
yanıma gelirken seslenip izin almadın? Sırrıma vâkıf oldun''
diyerek çıkıştı. Adam özür beyan ederek, ''Sizi çok sevdiğim ve özlediğim için böyle davrandım. Kötü bir niyetim yoktu'' dedi. Şeyh gülümseyerek, ''Peki, öyleyse gel. Fakat bu sırrı kimseye söyleme. Benim iki elimle sepet ördüğümü kimse bilmesin'' dedi.
Bir müddet sonra başkaları da kulübenin penceresinden bakıp,
şeyhin iki elle sepet ördüğünü gördüler. Sağda solda anlatmaya
başladılar.
Şeyh kerametinin halk arasında yayılmasına çok üzüldü. ''Yâ
rabbi! Ben bunu gizlemeye çalıştım. Sen açığa çıkardın.
Hikmetini sen bilirsin'' diye dua etti. Bunun üzerine
kendisine Cenâb-ı Hak'tan şöyle ilham geldi: ''Elin kesildiğinde sana inanmayanlar, Hak yolunda gösterişçi ve riyakâr olduğu için, Allah onu insanlara rezil etti'
dediler. İnsanların seni inkâr ederek veya hakkında kötü zanna
kapılarak gazabıma uğramalarını istemedim. Senin bu halini
onlara göstererek, utanmalarını ve dedikoduyu bırakmalarını
istedim.''


Popüler Yayınlar